6 Mayıs 2013 Pazartesi

Embryo - Istanbul-Casablanca Tour 98

Embryo, sanırım müzik sever bir çok insanın hayalini süsleyebilecek bir grup. 1967 yılında Christian Burchard'ın önderliğinde klasik bir Alman Krautrock/progressive rock grubu olarak kuruluyor. İlk dönemleri Amon Düül II, Faust gibi isimlerle ile benzeşiyor. İlk yıllarını bu kafayla geçirdikten sonra, önce caz ve fusion olayına giriyorlar. Onu da gayet iyi kotarıyorlar. Ardından Burchard sıkılıyor; dünyayı dolaşmaya başlıyor.. Afrika, Asya, Avrupa derken geride bıraktıkları 46 yılda 400'den fazla müzisyen Christian Burchard ile çalışıp Embryo'ya katkıda bulunuyorlar. Sürekli seyahat, etnik tınılar, ülkelerinin a kalite müzisyenleri, konserler.. Burchard, 60'ların sonlarında grubu kurduğunda daha güzelini hayal etmiş midir?

İlk albümleri Opal benim progressive döneminden en sevdiğim albüm. Bunun yanında Steig Aus albümü de o dönemin iyi albümlerinden. Etnik dönemlerinden İbn Battuta gayet başarılı. İlaveten ben dinlememiş olsam da Ni Hau -içinde Onyeni Melek diye şarkı da bulunuyor- albümünün de methini okumuşluğum var.

Grup kendini seyahate verdikten sonra bir çok efsanevi konser performansı da sergiliyor. Bunlardan albüm olarak basılan 2 disklik Istanbul-Casablanca Tour 98 bugün paylaşacğaım albüm. Bunun yanında bootleg olarak Live At Paranoia Center da gayet iyi diyebilirim.


Istanbul-Casablanca albümünde 43 müzisyenin katkısı var. İçlerinde Türkler de var; ki bunlardan ikisi Okay Temiz (perküsyon) ve Hüsnü Şenlendirici (klarnet). Okay Temiz'i de yakın bir zamanda burada paylaşacağım.
Bu iki isme ilaveten isimlerinden dolayı Türk olmalarından şüphelendiğim kişileri de anmak gerek diye düşünüyorum.. Ahmed Özen, Murat Ertel, Gökhan Aya, Salih Nazım ve Malik Doğan albüme zurna, saz, gitar ve vokalleriyle katkıda bulunmuşlar. Yine Türk esintisi olarak albümde Renk, Nasreddin, Telefon, İstanbul Suite isminde şarkılar mevcut. Dürüst olmak gerekirse albümü çok kez dinlememe rağmen şarkıların çoğuna isim olarak hakim değilim. Yine de aklımda kaldığı kadarıyla 3-2-3 parçası inanılmaz keyifli ve bir o kadar oynak.





12 Nisan 2013 Cuma

Blops - Locomotora

Şili çıkışlı Blops ilk albümünü 1970 yılında kendi adıyla aynı şekilde yayınlamış. 71 ve 73 yılında iki albüm daha yayınladıktan sonra bir çalışmaları olmamış. Grup, Violeta Parra'nın memleketinden çıkmış; Violette Parra'yı tanımam, ama azıcık bir araştırmayla gitarıyla Şili'de efsane olmuş bir kadın olduğunu gördüm.

Hafif psikedelik ve folk yapıları barındırmalarına rağmen; özlerinde gayet progressive tabanlı bir gruplar. Çıkışları 70'lere dayanmış olsa da müziklerinde 60'lı yılların ağırlığı net hissediliyor. Grup 5 kişiden oluşuyor. Bugün paylaştığım albüm 73 çıkışlı son albümleri.



Bu albümde de gitar, perküsyon, baterinin yanında başarılı ve etkin bir klavye ve flüt ile bajo kullanmışlar. Gitarda yer yer Doors havasını, kimi şarkılarda da Jefferson Airplane kafasını yakaladıkları olmuş. Albümün bana göre en başarılı şarkısı Tarteleta de Frutillas.. Çilekli Tart demekmiş.






28 Şubat 2012 Salı

Linda Perhacs - Parallelograms

Linda Perhacs 70'li yıllardan bir isim. Sanırım o dönem tek albümü bugün paylaştığım Parallelograms albümü. Dönemine göre ilginç bir yapısı olduğu bana kalırsa bir gerçek. Bir şekilde Sandy Denny, Grace Slick ya da Joan Baez ve benzeri isimlere bir yakınlık görsem de; müzikal açıdan bu isimlerle çok alakalı olduğunu söyleyemem. İnsanlar tarzını psikedelik folk rock olarak tanımlamışlar. Doğru bir tanım; ayrıca ilaveten yer yer kendisinin deneysel kafalar yaşadığını söyleyebilirim.

Sesi hakikaten çok başarılı. Aksanı bana mı öyle geldi, hakikaten böyle bir durum mu var bilmem ama sanki bir İrlanda mı desem, İskoçya mı desem... Tam da bilemedim ama bir şeyler var sanki. Burada ek bilgi olarak -yanılma payımı da ekleyerek- kendisinin bildiğim kadarıyla Amerikan bir müzisyen olduğunu söylemek istiyorum.

Kendisi halen yaşıyor. Merak ediyorsanız; tipi ŞÖYLE bir şey. Anladığım kadarıyla müzik hayatına da devam ediyor. Yazılanlara göre yer yer şarkıları film müziği olarak da kullanılmış. Ki bunlardan biri bence bu paylaştığım albümün de en iyilerinden biri olan if you were my man.
Bir de Daft Punk ve Opeth isimlerini bir şekilde etkilediğini düşünüyor kendisi.. Bunu ifade ediş şekli gayet mütevazi.. Açıklamasını aktarmam sebepli, rica ederim ukala sanmayın kendisini. Daft Punk'ı pek bilmem ama Opeth çok komik geliyor. Bu noktada müzikten bana kıyasla daha çok anlayan arkadaşların açıklayıcı yorumlarına açığım.

Albüma bakarsak; dediğim gibi değişik bir albüm. 70'ler olduğunu hemen hissettiriyor ama 70'lerden ne ile benzeştirebilirim bilmiyorum. Perhacs, sesini ve müzikal bilgisini gayet güzel kullanmış. Ama yer yer fazla yumuşak gelebiliyor albüm. Yani öfkeli bi anınızda fazla mıymıntı bulabilirsiniz. Öte yandan sakin ve dinginlik dolu anlar geçirmek istediğiniz bi anda ise fazlasıyla etkileyici gelebilir. Hafif melankoli de o anki ruh halinize bağlı olarak yaratabilir.
Toparlamam gerekirse, dönemi için cesaret dolu bir albüm. Bi müzik grubundan bağımsız tek başına girişilmiş bir eser olması da ayrı bi güzel. Sessiz, sakin ve huzurlu bir ortamda gayet keyifle dinlenebilir..



19 Şubat 2012 Pazar

Violence Fog & Jerusalem - SWF Sessions Vol. 6

Albümden söz etmeden önce ufak bi şey daha diyeceğim.
Her cumartesi Trt Radyo 3'te (İstanbul için 88.2 frekansı) saat 15:00 ile 16:00 arasında Eskici Pazarı diye bir program oluyor. Çoğunluğunu 80 öncesi progressive rock şarkılarının oluşturduğu bir çalma listesi oluyor. Bilgilerinize sunarım..

Violence Frog ve Jerusalem grupları beraber stüdyoyamı girmişler; ayrı ayrı kaydedip albümü mü tek parça yapmışlar, ne yapmışlarsa artık tek albüme iki grubu sığdırmışlar. İki gruba ait başka kayıt da bulamadım. Ayrıca itiraf etmem gerek; iki ayrı grup mu var; yoksa ilk adı Violence Fog olan ve sonradan isim değiştiren bir grup mu var bilemiyorum..

8 şarkılık albüm direk Almanya çıkışlı olduğunu kolayca belli ediyor. Zarathustra, Epitaph ya da Lightshine gibi grupları dinleyip; agresif gitar çalışlarını sevdiyseniz; bu albümde de o melodikliğe ve benzeri gitar tekniklerine şahit olacaksınız. Tarz olarak net Krautrock; yakınlık olarak klasik bir yapıya yakınlar.. Ne senfonik, ne yerel, ne space ne de farklı bir şey.. Klasik progressive kafası. Vokaller çok aman aman değil, kötü de değil, ortalama diyebilirim.

Tembellik bastırmadan lafı kesiyor; sizlere linki sunuyorum; umarım seveceğiniz bir albüm olur:


4 Ocak 2012 Çarşamba

Shakti With John McLaughlin - Natural Elements

John McLaughlin çok yönlü bir müzik adamı. Miles Davis ile çalışıyor, 70'li yılların başında progressive caz rock'ın en önemli iki grubundan biri olan Mahavishnu Orchestra'yı kuruyor, Al Dimeola ve Paco de Lucia ile gitar üçlüsü olarak çalıyor, Londra Senfoni Orkestrası ile ortak işler yapıyor... Ekşisözlük'te yazan bir bilgiye göre Erkan Oğur dahi kendisinden baya etkilenmiş.
Müzik hayatı boyunca caz'dan, flamenkoya; new age'den progressive rock'a çok geniş yelpazede eserler sunuyor.

Shakti grubu 75 yılında; McLaughlin'in yanına 3 Hintli müzisyen alması ile beraber kuruluyor ve 77 yılında ilk albümünü -ki bugün paylaştığım albüm- çıkartıyor. Grupta İngiliz ve Hintli müzisyenlerin buluşması gibi bu albümde de doğu ve batı müziğinin birbiri ile buluşuyor. Etnik Hint etkisinin yanında bariz bir caz yanı var albümün.

Albümde McLaughlin akustik gitarı eline alırken; Hintli müzisyenler keman, viyola, tabla, timbales, bongo, dholak, dholki, kinjera, triangle, ghatam, moorsing gibi adı sanı az duyulmuş enstrumanları çalmışlar.

Progressive rock'ın doğu müziğine yaklaştığı bir çok albüm olmuştur. Zamanında Kalacakra yayınlamıştım blog'ta ve benim baya baya sevdiğim bir albümdür. Shakti ile tanışmam da o vesile ile olmuştu. Bu albümde progressive rock'ın doğu ile yakınlaştığı albümler içerisinde en iyilerinden biri...




22 Aralık 2011 Perşembe

Parthenon - Mare Tenebris

Parthenon, 70'li yılların sonunda Venezuela'da kurulmuş bir grup. O dönemler çalmışlar, dağılmışlar, yeniden toplanmışlar, yine dağılmışlar filan. Nette yazdığına göre elemanlardan bazıları sonrasında Tempano grubuna geçmiş.
İlerleyen yıllarda tekrar birleşmeyi denedikleri olmuş. Nihayetinde sanırım 90'lardaki bir birleşme sonrası az çok ilerleme kaydedebilmişler ve 2005'te ulaşabildiğim ve bildiğim yegane albümlerini çıkarmışlar.

Albümü genel olarak senfonik olarak nitelendirebiliriz. Yer yer bariz Emerson, Lake & Palmer etkilerini görebiliyoruz. Bazen de caz havası oluşuyor. O zaman da sanki Yes geliyor insanın aklına...

Ana kadroları 5 kişi, albümde 2 tane konuk müzisyen var; ayrıca albüm aslen 8 şarkılık, sizin indireceğiniz linkte 11 şarkı bulunuyor, çünkü bonuslar var. O bonuslarda da farklı farklı müzisyenler bulunabiliyor.
Vokallerinde dişi bir ses var. Bazen sanki bir Güney Amerika pembe dizisinden fırlamış şarkılar dinliyormuşuz havası yaratsa da başarılı bir vokal.

Albüm için benim genel kanım, arşivlik güzel bir albüm olduğu. Venezuella'dan çıkmış olabilecek grupları merak ediyorsanız seveceğinizi düşünüyorum. Bir baş yapıt, şaheser ya da kilometre taşı değil ama türün severleri için dinlemeye değecek bir albüm.


https://www.dropbox.com/s/eir7m9isxndy74i/Parthenon%20-%20Mare%20Tenebris.rar

28 Kasım 2011 Pazartesi

Vlatko Stefanovski - Treta Majka

Vlatko Stefanovski, 1957 Makedonya doğumlu bir müzisyen. Sanatçı bir aileden geliyor.

Müzik hayatına 70'li yıllarda Leb I Sol isimli grupla atılıyor. Grup, dönemin Yuugoslavyası'nın en başarılı gruplarından biri olurken, aslında progressive rock tarihinde de en iyi caz/fusion kategorisinde en başarılı gruplardan oluyor. 1973-89 yılları arasında 10 albüm yapıyorlar; sonrasında bir konser, bir toplama bir de yıllar sonra 2008'de yeniden toplanarak stüdyo albümü yapıyorlar. Ancak en başarılı dönemleri özellikle ilk 3 albümleri diyebilirim. Bilhassa ikinci albüm funk sevenleri mest edecek baya güzel bir albüm.

Stefanovski, 90 yılında ilk solo -Zodiac- albümünü yapıyor ancak asıl solo albümünün başlaması 1994 yılında Cowboys and Indians albümü ile denebilir. 2008'e dek ilk albümü dahil toplamda 10 albüm yapıyor. Bu arada Krushevo ve Treta Majka albümlerinde Sırp gitarist Miroslav Tadiç -pek bilgim yok hakkında- ile; son albümü Thunder from the Blue Sky da ise Jan Akkerman gibi bir isimle çalışıyor.
Ayrıca 1999 yılında, Yeşim Ustaoğlu'nun, Berlin Film Festivali'nde 2 ödül almış Güneşe Yolculuk filminin de müziklerini yapmış kendisi.

Net üstünden konuşma fırsatı bulduğum Makedonyalılardan anladığım kadarıyla baya baya alçak gönüllü ve sevimli bir insan kendisi. Bir çoğu kendisini Balkanların Jimi Hendrix'i olarak görürken, bir kısmı da en iyi gitarist olarak yorumluyor. Yorumlarında abartı payı olsa da yine müthiş bir gitarit ve müzisyen olduğunu ben es geçemem.
Yanlış hatırlamıyorsam da Üsküp'ün şehir merkezine baya yakın bir mesafede oturuyor. Yolunuz düşerse tanışmayı deneyebilirsiniz.

Treta Majka albümü 2004'te yayınlanmış. Dediğim gibi Miroslav Tadiç de bu albümde çalıyor. Buram buram Balkan koktuğunu söyleyebilirim. Ayrıca kulağıma baya tanıdık gelen melodiler de var; ki özellikle albümün 2. şarkısı Ne Si Go Provodaj Koljo'yu bir yerden tanıdığıma emin gibiyim ama çıkartamıyorum; çıkartan olur da paylaşırsa sevinirim. Bir de albümün 4. şarkısının adı Anadolu Oyun Havası. İlginizi çekebilir...